Her Gün Fındık Yenir Mi? Bir Günün, Bir Alışkanlığın ve Bir Hissedilişin Hikayesi
İçimde o kadar çok şey birikmişti ki, her yeni gün sanki başıma bir bomba düşecekmiş gibi hissediyordum. 25 yaşında bir gencin Kayseri’de geçirdiği günlerin yoğunluğunda, kafamdaki sesler karışıyordu; bir yanım derin düşünceler içinde boğuluyor, diğer yanımsa sadece bir gün daha geçirebilmek için mücadele ediyordu. Gerçekten ne oldu? Ne olacak? Nerede yanlış yapıyorum? Bunu kimseye soramıyorum, kimseye anlatamıyorum. Hissediyorum ki, bir şeylerin değişmesi gerek. O değişim, bir sabah, fındığın olduğu bir tabakla başladı.
Günün İlk Fındığı
Ertesi sabah, nehrin kenarındaki küçük evimden çıkmadan önce bir alışkanlık edinmeye karar verdim. Ne olursa olsun, hayatıma daha fazla umut katmaya ihtiyacım vardı. Sonunda, o sabah mutfakta her gün düzenli olarak yemeye başladığım fındıklara bir anlam yükledim. Neden fındık? Çünkü fındığın, tek bir küçük şeyin bile hayatınıza nasıl dokunabileceğini anlatan bir anlamı vardı. Gerçekten de bir tane fındık, bir insanın ruh halini, bir sabahı, bir günü değiştirebilir miydi?
Yavaşça içimi huzurla dolduran o ilk fındığı ısırdım ve kendimi bir an için hayal kırıklıklarının dışına atıp, sadece o anın tadını çıkararak düşündüm. Yaşamaya başlamak için bir adım gerekiyordu. Belki de her gün fındık yemek, hem bedenen hem de ruhen tazelenmeme yardımcı olacaktı.
Fındık ve Hatıralar
Bir zamanlar, annemle birlikte geçirdiğimiz yaz sabahlarını hatırlıyorum. Annem, her sabah taze fındık kırar ve biz, bahçedeki büyük çam ağacının altına oturur, fındıkları paylaşırdık. Her ısırdığımda, ağacın gölgesinde annemle geçirdiğim o sıcak günlerin verdiği huzuru hissederdim. O zamanlar hayatta ne kadar çok şeyin anlamı vardı, her şey taze ve umut doluydu. Fındık, o kadar saf bir neşeyi simgeliyordu ki, tek bir ısırıkla çocukluk anılarım geri gelirdi.
Annemin kaybolmuş yıllarının ardından, her sabah o fındıklar bana sadece yiyecek değil, o eski huzurun kırıntılarını da getirdi. Her sabah, fındıkla birlikte annemi, eski zamanları hatırlıyordum. Her bir fındık, belki de bana o kaybolan zamanları biraz daha yakınlaştırıyordu. Bu yüzden her sabah, artık sadece alışkanlık değil, bir hatıra gibi başladı.
Yalnızlık ve Fındığın Gücü
O günlerden sonra, sabahları mutfakta yalnız kalmak bana alıştı. Yalnızlığımın içinde fındıkların tatlı ve acı lezzetleri birleşiyor, sanki ruhuma dokunan bir şeyler vardı. Başka bir hayat, başka bir dünyada yaşıyor gibiydim. Kayseri’nin o dar sokaklarında yürürken, kendimi daha fazla kaybolmuş hissediyordum. Fındıkları yerken, etrafımdaki kalabalığın içinde tek başıma kalmamın acısını hissettim. Yalnızlık, bir duvar gibi üzerime çöküyordu. Ama her gün fındık yediğimde, o duvarı biraz daha kırabiliyordum.
Bazen en basit şeyler, en derin duygulara dokunur. Benim için bu basit şey, fındıktı. Fındığı her yediğimde, yalnızlık biraz daha küçülüyor, kalbimdeki boşluk biraz daha daralıyordu. Birbirini takip eden günler, bir sabah daha uyanmak için sebeplerimi çoğaltıyordu. Her sabah, o fındıkları taze taze kırarken bir umut daha büyüyordu içimde. İşte o zaman fark ettim ki, hayatımda tek bir değişiklik bile bu kadar büyük bir değişim yaratabilir.
Hayal Kırıklığının Ardında Ne Vardı?
Fındık, bir süre sonra sadece alışkanlık değil, bir terapiye dönüştü. Kayseri’de, yalnız olduğum zamanlar, fındıkları ısırırken derin derin iç çekiyor, hayal kırıklıklarımın üstünü örtüyordum. İş yerinde işlerim bir türlü yolunda gitmiyor, her gün aynı monotonluktan boğuluyordum. Ama sabahları fındık yediğimde, o an bana aitti. O an her şey sanki anlam kazandı. O an, dünya sadece benim etrafımda dönüyordu. Her bir fındık ısırığıyla geçmişin acılarını silmeye başladım.
Bir sabah, fındığı yerken gözlerimden süzülen birkaç damla yaş, farkına varmadığım duygusal yükleri bana hatırlattı. O fındık, sadece bir yiyecek değil, içimdeki duyguları dışa vurmanın, kaybolan parçaları birleştirmenin bir yoluydu. Her günün sonunda, o fındıklar bana daha çok umut veriyor, içimdeki karanlık yerleri biraz daha aydınlatıyordu.
Her Gün Fındık Yediğimde Neler Oldu?
Sonra, günler geçtikçe fark ettim ki, sadece fındık yemek, bambaşka bir alışkanlığa dönüştü. Her gün sabahları bir avuç fındıkla uyanmak, bana hayatın en basit ama en değerli anlarını hatırlatıyordu. Belki de bir değişim gerekiyordu, ama bu değişim içsel bir yolculuktu. Bazen bir şeyleri değiştirmek için dev bir adım atmak gerekmez, küçük bir başlangıç, bir avuç fındık bile hayatın anlamını değiştirebilir.
Her gün fındık yemeyi, bir şifa olarak görmeye başladım. Hayatımda kaybolan zamanları, belirsizlikleri, hayal kırıklıklarını birer birer geride bırakırken, fındığın her ısırığı bana bir adım daha umut kattı. O küçük ama anlamlı şeyin gücüyle, içimdeki boşluk biraz daha doldu.
Sonuç
Şimdi, her sabah uyanırken mutfakta fındıkları kırmak, bana sadece bir alışkanlık değil, bir anlam kazandı. Kayseri’nin o kalabalık, yoğun günlerinde, içimdeki yalnızlık bir nebze daha azaldı. Fındığın basitliğinde, hayatımın karmaşıklığını biraz olsun çözebildim. Her gün fındık yemek, bana hayatta küçük ama değerli şeylere nasıl sahip çıkılacağını gösterdi. Bu yüzden, her gün bir fındık… Kim bilir, belki de başka bir dünyaya geçişin ilk adımıdır.
Bunu söyleyebilirim ki, her sabah bir avuç fındık yemek, bana sadece bedenen değil, ruhen de yeniden doğmayı öğretti.