Kure günü nerede? İzmir’den Bir Gencin Küre Macerasına Komik Bakışı
Değerli ziyaretçiler, Lezizyemekler ekibi bu yazısında “Kure günü nerede” konusunu tüm yönleriyle aktarıyor.
Bazen hayatımda öyle sorularla karşılaşıyorum ki cevabını bulmak için önce kendi beynimin içinde küçük bir toplantı yapmam gerekiyor. Mesela geçen gün arkadaş grubunda biri ortaya attı:
“Ya Kure günü nerede?”
Ben de kahvemi yudumlarken ciddi ciddi düşündüm. Çünkü benim beynim böyle çalışıyor. Dışarıdan bakınca espri makinesi gibi geziyorum, içeride ise beş farklı senaryo yazan küçük bir muhasebe departmanı var.
“Acaba bir etkinlik mi? Bir şehir mi? Yoksa benim kaçırdığım yeni bir internet akımı mı?”
diye kendi kendime sordum.
İzmir’de yaşayan 25 yaşında biri olarak hayatım zaten biraz böyle geçiyor. Sabah işe giderken otobüste insanları izleyip kendi kendime komik hikâyeler uyduruyorum, akşam arkadaşlarla otururken de “Ben bugün kesin çok zekice bir şey söyledim” diye düşünüyorum. Sonra eve gelince aynı cümleyi üç saat analiz ediyorum.
Evet, biraz fazla düşünüyorum. Ama kabul edelim, herkesin içinde küçük bir “acaba yanlış mı anlaşıldım?” karakteri var.
Kure günü nerede? Sorusu Neden Bu Kadar Merak Ediliyor?
Bir şeyin nerede olduğunu sormak aslında basit bir soru gibi durur. Ama biz insanlar bazen en basit soruları bile dedektiflik seviyesine çıkarabiliyoruz.
Mesela arkadaşım bana “Kure günü nerede?” diye sorduğunda ilk tepkim şu oldu:
“Bir dakika, önce bunun tam olarak ne olduğunu anlamam lazım.”
Çünkü modern insanın en büyük problemi bilgi eksikliği değil, bilgi kalabalığı. Her yerde milyon tane şey görüyoruz. Bir bakıyoruz tatil önerileri, bir bakıyoruz yeni mekânlar, bir bakıyoruz biri “burayı kimse bilmiyor” diye gizli bir yer anlatıyor.
Kimsenin bilmediği yerleri herkes biliyor artık.
Bu da ayrı bir başarı.
Küre, Türkiye’de Kastamonu sınırlarında bulunan bir ilçe olarak biliniyor. Dağlık yapısı, doğal çevresi ve tarihi geçmişiyle dikkat çeken yerlerden biri.
Ama benim gibi İzmir’de yaşayan biri için olay biraz farklı ilerliyor.
Ben haritayı açıyorum, bakıyorum, sonra iç sesim devreye giriyor:
“Güzel, gidilir mi?”
“Gidilir.”
“Peki nasıl gidilir?”
“Onu sonra düşünürüz.”
“Sonra ne zaman?”
“Büyük ihtimalle yolculuk günü sabah 07.00’de panik halinde.”
İşte planlama yeteneğim böyle. Büyük hedefler, küçük kaoslar.
İzmirli Birinin Küre’yi Keşfetme Hayali
İzmir’de büyüyünce insan biraz rahatlığa alışıyor. Deniz var, güneş var, arkadaşlarla sahilde oturma kültürü var. Bazen bütün gün hiçbir şey yapmadan sadece “bugün çok yoruldum” diyebiliyoruz.
Komik tarafı şu: Gerçekten yorulmuş oluyoruz.
Çünkü düşünmek de enerji harcıyor.
Bir gün arkadaşlarla otururken Küre konusu açıldı.
Arkadaşım:
“Bence farklı bir yere gitmek lazım.”
Ben:
“Kesinlikle. Yeni yerler görmek lazım.”
Arkadaşım:
“Mesela Küre?”
Ben:
“Harika fikir.”
İç sesim:
“Umarım oraya giderken navigasyonla kavga etmeyiz.”
Benim yolculuk anlayışım biraz farklıdır. Daha yola çıkmadan kafamda 12 ihtimal oluştururum.
Ya yağmur yağarsa?
Ya yolu karıştırırsak?
Ya telefon çekmezse?
Ya acıkırsak?
Sonra arkadaşım bana bakar:
“Daha gitmeden neden yoruldun?”
Çünkü ben fiziksel olarak oturuyorum ama zihinsel olarak üç şehir gezmiş oluyorum.
Küre’ye Gitmek Biraz Kendinle Dalga Geçmek Gibidir
Bence seyahatlerin en güzel tarafı sadece yeni yerler görmek değil, kendi komik taraflarını keşfetmek.
Ben mesela valiz hazırlarken inanılmaz ciddileşirim.
Sanki iki günlük geziye değil de başka bir gezegene taşınıyorum.
Çantaya şunları koyarım:
Bir tişört.
Bir yedek tişört.
“Belki lazım olur” diye başka bir tişört.
Sonra kendime sorarım:
“Ben neden üç tişört aldım?”
Cevap:
“Çünkü insan hazırlıklı olmalı.”
Hazırlıklı olmakla gereksiz eşya taşımak arasındaki ince çizgide yürüyen bir insanım.
Küre gibi farklı atmosferi olan yerlere giderken aslında insan biraz günlük hayatın hızından uzaklaşıyor. Şehir hayatında sürekli bir yerlere yetişmeye çalışıyoruz. Telefon bildirimleri, işler, mesajlar, planlar derken bazen sadece oturup etrafımıza bakmayı unutuyoruz.
Belki de bazı yerlerin güzelliği tam burada başlıyor.
Sana “acele etme” diyor.
Kure günü nerede? Diye Soranlara Küçük Bir Rehber
Eğer siz de “Kure günü nerede?” diye arama yaptıysanız muhtemelen yeni bir yer keşfetme isteğiniz var demektir.
Bazen bir yerin nerede olduğunu bilmek sadece haritada bir noktayı görmek değildir.
O yerin hikâyesini merak etmektir.
Orada insanlar nasıl yaşıyor?
Sokakları nasıl?
Sabahları nasıl kokuyor?
Bir çay içsen manzarası nasıl olur?
Bunlar bence asıl mesele.
Çünkü bazı yerler fotoğrafta güzel görünür, bazı yerler ise gidince insanın içine işler.
Benim gibi sürekli düşünen biri için böyle yerler biraz terapi gibi oluyor.
Telefonu kenara bırakıyorsun.
Bir manzaraya bakıyorsun.
Ve beynindeki o küçük toplantıya ilk defa ara veriyorsun.
Arkadaşlarla Küre Planı Yaparken Yaşanan Klasik Anlar
Her arkadaş grubunun bir organizasyon uzmanı vardır.
Bizim gruptaki kişi genelde benim.
Ama komik olan şu: Organizasyonu ben yaparım, en çok paniği yine ben yaşarım.
Mesaj grubunda:
“Arkadaşlar cumartesi gidiyoruz.”
Herkes:
“Tamam.”
Ben:
“Yanınıza şunları alın, şu saatte çıkalım, şu noktada buluşalım.”
Beş dakika sonra:
“Acaba herkes gördü mü?”
On dakika sonra:
“Beni ciddiye aldılar mı?”
Yirmi dakika sonra:
“Acaba fazla mı organize oldum?”
Kendi kendime bile yorucu olabiliyorum.
Ama güzel tarafı şu: Arkadaşlarım bunu biliyor ve gülüyor.
Çünkü herkesin grubun içinde böyle bir karakteri var.
Kimi geç kalır, kimi sürekli fotoğraf çeker, kimi her yerde yemek arar.
Benim görevim ise gereğinden fazla düşünmek.
Sonuç: Bazen Cevap Bir Yer Değil, Bir His Olabilir
“Kure günü nerede?” sorusu ilk bakışta sadece bir konum sorusu gibi görünebilir. Ama bazen bir yeri merak etmek, aslında biraz da hayatın rutininden çıkma isteğidir.
Ben İzmir’de yaşayan 25 yaşında biri olarak şunu fark ettim: İnsan bazen uzaklara gitmek isterken aslında kendinden biraz uzaklaşmak ister.
Günlük telaştan, sürekli düşünmekten, aynı sokaklardan ve aynı alışkanlıklardan biraz uzaklaşmak iyi gelir.
Belki bir gün gerçekten Küre’ye giderim.
Belki yol boyunca yine yüz tane ihtimal düşünürüm.
Belki navigasyonla tartışırım.
Belki arkadaşlarım bana “Yine başladın düşünmeye” der.
Ama sonunda güzel bir yerde oturup çayımı içerken büyük ihtimalle şunu söylerim:
“İyi ki gelmişiz.”
Çünkü bazı yolculuklar sadece bir yere varmak için yapılmaz.
Bazıları insanın kendi içinde biraz daha sakin bir yere ulaşması içindir.